Oscarlık Performans: Baba İdam, Baba İyi Adam!*
Bir fragmanla başladı her şey; hepimizi mest eden, delicesine merak ettiren, kesin ağlatacak dedirten birkaç dakikayla... Sanki biraz Yeşil Yol-The Green Mile, biraz Fareler ve İnsanlar-Of Mice and Men, biraz Babam ve Oğlum...
Filmi birkaç saat evvel izleme şansım oldu. Ele aldığı hikayeyi oldukça başarılı bir oyuncu performansı ile sunan film, uyarlama (Miracle in Cell No.7) oluşunun verdiği dezavantajı ülkemize ait duygusal ögeleri kullanarak kendi lehine çevirmeyi başarıyor. Cezai ehliyeti olmayan bir baba ve onun biricik kızı üzerine kurgulanan duygu dolu hikaye giriş bölümünde olağan seyrinde ilerlerken malum olayın yaşanması ile keskin bir viraj alıyor ve hikayenin gidişatı farklı bir yöne doğru evriliveriyor.
Filmde herkesin kendine göre alabileceği sayısız mesaj mevcut. Asla sıradan değil. Dönem çok güzel ve çok gerçekçi anlatılmış. Film içerisinde gerçekleşen olayların ülkemizde yaşanmış olabilitesi de oldukça fazla. İzlerken bunlar zamanında kesinlikle olmuştur bu ülkede dedirtebiliyor.
Hikayenin geçtiği zaman diliminden dolayı sıkı yönetim dönemi suçlamaları, yargılamaları, suçlama yöntemleri ve delil karartmaları da filmde dikkat çeken noktalar olarak yer alıyor. Sıkı yönetim komutanlarının nasıl padişah gibi yaşadıklarını, her ne kadar uyarlama da olsa benzer hikayelerin, hatta daha acımasızlarının Anadolu’da yaşanmış olduğunu hatırlatıyor. (Yüzbaşı: Adam yarbay! Allah!)
Çok fazla dram ve klişeye boğulmuş bir film de değil. Oldukça esprili sahnelere sahip, dramı kadar komedi tarafı da baskın durumda, bu da filmi sıradanlıktan ayıran yönlerden biri oluyor.
Filmdeki dikkat çekici metaforlardan biri de Bülbülü Öldürmek-To Kill a Mockingbird romanına göz kırpmış olmalarıydı. Tam yerinde bir değinme, tam yerinde bir hatırlatma ve aydınlatma... Zira Bülbülü Öldürmek kitabında da sadece siyahî olduğu için ölüme mahkum edilen Tom Robinson vardı; burada da sırf deli olduğu için ölüme layık görülen Memo-Aras Bulut İynemli...
Gelelim oyunculuklara... Aras Bulut İynemli'yi ve oyunculuğunu Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisinden beri çok beğenen biri olarak, bu filmdeki oyunculuğu ile Oscarlık bir performans gösterdiğini, hayat verdiği karakter ile kariyerinde oldukça büyük bir sıçrama yaşayacağını düşünmekteyim. Pek çok övgüyü hak ediyor, hayat vermesi zor bir karakteri canlandırıyor ve bana kalırsa her saniyesiyle hakkını vermiş. İzleyiciye duyguyu çok net veriyor, tek bir mimiği ile hüngür hüngür ağlatabiliyor.
İynemli'nin hayat verdiği Memo karakteri dışında hapishanedeki diğer mahkumlar da karakter olarak iyi şekillendirilmiş. Hepsi ayrı ayrı çok iyi oyuncular zaten. Filmde Memo'nun kızını yani Ova karakterini canlandıran Nisa Sofiya Aksongur'u ilk kez görüyoruz, yeni bir yüz. Onun da özellikle ağlama sahnelerinde duyguyu çok güzel yansıttığını, yaşına ve deneyimine rağmen oldukça başarılı bir performans sergilediğini düşünüyorum.
Film en çok uyarlama olduğu için eleştirilmiş ve önyargıyla bakılmış. Fakat film her ne kadar uyarlama da olsa kültürümüzün sevdiği tarzdaki hikayesi ile bir hayli konuşulacağa benziyor. "Uyarlama da olacaksa böyle olsun" dedirten cinsten. Zira bu gözler ne uyarlamalar gördü...







Yorumlar
Yorum Gönder