Genco Erkal'ın Yorumuyla: Bir Delinin Hatıra Defteri*


"Dünyada [...] neler oluyordu, neler! Mesela işittiğime göre, İngiltere'de bir balık sudan sıçramış ve tuhaf lisanla iki sözcük söylemişti. Bilginler tam üç yıldır bu iki sözcüğün anlamını çözmeye çalışıyordu. Ne var ki, henüz bulabildikleri bir şey yoktu. Yine gazeteden okuduğum bir habere göre, iki inek bakkala girip yarım kilo çay istemişti."

Genco Erkal, 50 yıl sonra tekrar Bir Delinin Hatıra Defteri oyunuyla seyirci karşısına geçti! Düşünsenize bir... 50 yıl evvel anne ve babanın izlediği bu oyunu yıllar sonra çocuğu da izliyor... 

Bir Delinin Hatıra Defteri, Rus yazar Gogol’ün hikâyesi. 1842 yılında yazılan eser, sıradan bir memurun aklını kaybetme sürecini anlatıyor. Gogol’ün gerçekçi kalemi, ironik bir anlatımla bütünleşince ortaya “Ölü Canlar” kadar ses getiren bir eser çıkıyor. Hikâye, Rusya’nın o dönemdeki siyasi ve sosyal sıkıntılarını konu ediniyor. Sıradan bir memurun üst sınıfa olan hayranlığının ve öfkesinin hem aşk hem kariyer açısından deliliğe dönüşümü adım adım anlatılıyor. Gogol’ün dönemin Rusya’sını anlattığı hikâyesi günümüzde de sosyal ve siyasi dengenin o zamandan çok da farklı olmadığını gösteriyor. 19.yüzyılın Rusya’sında yazılan eserin 21.yüzyıl Türkiye’sinde aynı etkiyi yaratıyor olması, kuşkusuz Gogol’ün ustalığından geliyor.

Kitabın ana karakteri Aksentiy İvanoviç Poprişçin, müdürünün güzel kızına âşık olan sıradan bir devlet memurudur. Onu sadece babasının bürosundaki gülünç aksesuar olarak gören burjuva genç kızın, bir asilzadeyi sevdiğini öğrenir ve yıkılır, giderek gerçeklerden koparak çıldırır. Deliliğe saplandıkça iki köpeğin konuşmalarını anladığını, hatta onların birbirlerine yazdıkları mektupları bulduğunu hayal eden Poprişçin’in düşleri zamanla hedef değiştirecek, bir kral olduğuna inanmaya başlayacaktır. İspanya Kralı olduğunu iddia ettiğinde kapatıldığı akıl hastanesinde, kötü muameleye maruz kaldığında ve hırpalandığında bile bunu bir tür aykırı taç giyme töreni olarak algılayacaktır.


"-Kimi aradınız efendim?"
"-Köpeğinizle görüşeceğim."

Oyun, Genco Erkal'ın yatağının üzerinde kendi kendine konuşmasıyla başlar. Gün gün hatıra defterinden anılarını seyircilerle paylaşır. Kapitalizmin dayattığı sınıf ayrımına günümüzden örnekler vererek ince ince göndermeler yapan, karşılıksız aşktan ızdırap çeken, biraz da günümüzün toplumsal ve politik sorunlarına değinen, mizahı kuvvetli bir deli izledim diyebilirim. Genco Erkal, İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezundur. Şizofreni ve kişilik bozukluğuna sahip hastaların bütün semptomlarının farkında. Kendi yeteneğiyle beraber, farkındalığını kullanarak muhteşem bir karakter oluşturmuş. Sahne dekorunun ise atlanmaması gereken önemli bir ayrıntı olduğunu düşünüyorum. Şahsen dekoruna ve müziğine hayran kaldığımı söylemeliyim.


"Ay o kadar dayanıksızlaştı ki artık hiç kimse orada yaşamıyor. Sadece burunlar yaşıyor. Bu yüzden kendi burnumuzu göremeyiz çünkü onlar Ay’dadır."

Genco Erkal'ın performansı tek kelimeyle muhteşemdi. Seyirciyi olağanüstü bir biçimde oyuna sokuyor ve Rus memurun içindeki buhranı seyirciye yansıtarak fakirliği, alt tabakayı ve deliliği kendi içinizde hissetmenizi sağlıyor. Akıl hastanesi bölümündeki dekorların basit olmasına rağmen, kendinizi oradaki akıl hastalarından biri gibi hissediyorsunuz. 

Oyundaki en etkileyici kısımlar bana kalırsa aşık olduğu kadın adeta karşısındaymışcasına konuşurken ki hissiyatının bize geçmiş olmasıdır. Her birimiz o kadını orada gördük, hissettik. 
                                     

"Gözlerime güneş doluyor sandım yüzüne bakınca."

Sahnede 1,5 saat boyunca tükenmeyen enerjisi ve muhteşem performansıyla bizleri kendine hayran bırakan Genco Erkal, delirmeye beş kala hayatlarımızda, ister istemez sarsıcı bir etki bırakıyor.

50 yıldan fazla zamandır sanata adanmış bir hayat... Oyun sonunda bütün salon elleri patlarcasına alkışlarken onu, o ise; yüzünde son derece utangaç ve mütevazı bir tebessümle defalarca selamladı bizi üzerinde deli gömleğiyle... Umarım daha uzun yıllar izleme şansına erişiriz, bilet bulabilirseniz mutlaka izleyiniz.

"Ama bu dünyada hiçbir şey kalıcı değildir. Mutluluk, bir kez geldikten hemen sonra azalır."


Yorumlar

Popüler Yayınlar