-büyük bir yetenek ve deha hem bir hediyedir hem de bir lanet olabilir; tıpkı “Koku”da olduğu gibi.
"...Sözünü ettiğimiz dönemde kentlerde, biz çağdaş insanlar için tasarlanması bile güç pis bir koku hüküm sürmekteydi. Caddeler gübre kokardı, avlular sidik, merdivenlere çürümüş tahta ve sıçan yağı, havalandırılmayan odalar küflü toz, yatak odaları yağlı çarşaf ve nemli kuş tüyü yorgan kokar, lazımlıkların o keskin - tatlı rayihasıyla dolardı. Bacalardan kükürt, tabakhanelerden yakıcı soda, mezbahalarda pıhtılaşmış kan kokusu gelirdi. İnsanlar ter ve yıkanmamış elbise kokardı; ağızları çürük diş, mideleri soğan suyu, gövdeleri artık pek genç de değillerse, bayat peynir, ekşi süt, urlu hastalık kokuları yayardı. Irmaklar kokar, meydanlar kokar, kiliseler kokar, köprü altları ve saray içleri kokardı. Çiftçi de, rahip de, zanaatçi kalfası da ustanın karısı da kokar, bütün soylu tabaka, hatta kral bile, yırtıcı bir hayvan gibi kokar, kraliçeyse ihtiyar bir domuz gibi kokardı, yaz olsun kış olsun. Çünkü bakterilerin çürütücü etkinliğine daha dur diyen olmamıştı on sekizinci yüzyılda; bu yüzden gerek serpilmekte, gerekse sönmekte olan hayatta, pis kokuların eşlik etmediği bir görünüm, yapıcı veya yıkıcı bir insan eylemi yoktu..."
Düşünün böyle bir ortamda bir köpek kadar gelişmiş bir koku duyunuz olsun, ama kendi kokunuz olmasın. Tam bir tragedya. 18. yüzyıl Fransa'sında geçen hikayenin kahramanı Jean-Baptiste Grenouille işte tam da böyle bir durumda...
Elle tutulamayan bir kavram olan "koku" ancak bu denli nesne haline getirilebilir, zihinde canlandırılabilir. Kahramanımız Jean-Baptiste Grenouille daha önce beş sefer doğum yapmış ama bebeklerinin biri bile yaşamayı başaramamış annesi tarafından pazar yerinde balıkçı tezgahının altında dünyaya getirilmiştir. Ancak diğer beş bebeğin aksine Grenouille yaşamakta direnir ve onun hayata tutunması annesinin ölümüne sebep olur. Daha doğduğu gün ölümü de yanında getiren Grenouille'nin laneti de belki budur..
Bakılması için süt anneye verilir ancak kadın "kokusuz" olan bu bebeğin normal olmadığını söyleyerek onu Papaz Terrier'e geri verir. Tekrar başka bir süt anneye verilen Grenouille burada hayatını sürdürmeye başlar. Ancak ne var ki elle tutulur herhangi bir sebep olmamasına karşın burada bulunan diğer çocuklar tarafından dışlanır ve git gide kendi dünyasına kapanır hale gelir.
" ...yaşamın kendisine hep sürüp giden bir kışlamadan başka bir şey vermediği, ağaçtaki o kene gibi. Dış dünyaya olabilecek en küçük yüzeyi göstermek için kurşuni gövdesinin küre biçimine sokan, dışarıya bir şey sızdırmamak, kendinden bir damla ter bile yitirmemek için derisini dümdüz, kaskatı yapan küçük, çirkin kene. Kimse görmesin de ezmesin diye özellikle küçülen, gösterişsizleşen kene."
Grenouille, tüm insancıl duygulardan yoksun, yalnızca kokulara karşı görülmedik ölçüde duyarlı, istediği kokuları üretebilmek için cinayet işlemekten çekinmeyen biridir. Herkesin, her şeyin kokusunu alma, dilediği tüm kokuları üretme konusunda gerçek bir dahi olan bu genç adamın, kendi kokusunun olmadığını, bu nedenle insanların kendisinden koku alamadıklarını anladığı gün dünyası başına yıkılır. Tek çıkar yol, başkalarına varlığını hatırlatacak kokular sürmektir.
Romanda karakter dışında özellikle kokular ile ilgili betimlemelerde yazarın başarısını kabul etmemek mümkün değil. Paris'in kötü kokusundan çiçek kokularına, suyun hatta taşların kokuları bile çok iyi betimlenmiş. Kokunun resmini çizmiş, somutlaştırmış, elle tutulur hale getirmiş adeta yazar. Bu yönüyle şaşılacak derece bir yaratıcılık var eserin arkasında. Her ne kadar elde ediş biçimi genç kızların ölümü olsa da son olarak var ettiği kokuyu merak etmemek elde değil doğrusu.
"İnsan nereye baksa bir telaştır gidiyordu. Kitap okuyordu insanlar, hatta kadınlar bile. Rahipler kafelerde pinekliyordu. Polis tutup da bu hergelelerin ileri gelenlerinden birini hapse tıkınca, basıyordu yayıncılar yaygarayı; krala dilekçeler veriyorlardı, en soylu baylar, bayanlar araya giriyor, adamı birkaç hafta sonra serbest bıraktırıyorlar ya da yurt dışına gitmesine izin çıkarttırıyorlardı, o da gidip muzır neşriyatını korkusuzca ondan sürdürüyordu. Sokaklarda artık yalnız kuyrukluyıldız yörüngeleriyle keşif gezileri, kaldıraç ilkesiyle Newton üzerine, kanal yapımı, kan dolaşımı, yerkürenin çapı üzerine konuşuluyordu."
Romanın asıl önemi şu: Bu roman, belli bir konuda aşırı uzmanlaşmış ve o konuda herkesten öteye gitmiş bir uzmanın kendisini bir türlü anlayamayan “diğerleri” ile olan iletişimi daha doğrusu iletişimsizliği üstüne bir roman. Bir konuda o kadar uzmanlaşırsanız, mesela matematik ya da müzik, tıpkı romandaki karakter gibi artık “görmeye” başlarsınız. Diğerleri sizin için artık çok duyarsız, cahil ve sıradandır. Onlar göremez. Siz ise nerede ise ellerinizle tutacakmışçasına görürsünüz, izleri ve ipuçlarını takip eder, uzmanlık alanınızdaki şeyleri evirip çevirirsiniz. Sizin kadar usta olmayanların sizi anlaması pek mümkün değildir. Hatta bunun da ötesinden size kötü gözle bakmaları ve dışlamaları muhtemeldir.
Grenouille de, toplum içerisinde bir birey olarak var olamamış; ama kendi benliği dışında her istediğini yaratabilmiş, bir dahiyi sergiler. Bu gizemli alegorinin olağanüstü akıcılıkla erişilen son bölümü, benzeri herhalde ancak Kafka'nın eserlerinde görülebilecek bir insanlık tragedyasının anlatısıdır.
"Parfüm zaman içerisinde yaşar; gençliği, olgunluğu, yaşlılığı vardır. Ve ancak hayatının üç çağında da aynı hoş biçimde koku veriyorsa başarılı olmuş denebilir."




Yorumlar
Yorum Gönder