İnsan insanın kurdudur*

Thomas Hobbes'un Leviathan eserinde yaş aldıkça daha net anladığım, daha çok hak verdiğim bir sözü var. Der ki; "İnsan doğası gereği kötüdür ve insan insanın kurdudur." Bu sözüyle insanın ne kadar aşağılık bir varlık olduğunu ve kontrol edilmezse eninde sonunda aşağılık duygularının esiri olacağını vurgulamak ister. Mutlak devlet anlayışını savunan Hobbes'a göre insan o kadar aşağılık bir varlıktır ki, aşırı güçlü ve yüce bir lider tarafından yönetilmelidir. Toplum mutlak bir güce bağlı değilse kendi içerisinde yok olur. Çünkü o, insanların kendini yönetebilme yetisinin olmadığına inanır.

Buradan yola çıkarak Netflix'e yeni gelmiş distopik bir bilim kurgu filminden bahsetmek istiyorum. Beni oldukça etkileyen, hatta sarsan bu film şu anda en çok izlenenler arasında varolan "The Platform". Film dikey biçimde tasarlanan bir yapıyı -hapishane olduğunu varsayıyoruz- ve içerisindeki mahkumları konu alıyor. Yüzlerce kattan meydana gelen bu yapının her katında iki mahkum, ortasında da koca bir delik/boşluk bulunmakta. Bu delikten her gün düzenli olarak üzerinde leziz yiyecek ve içeceklerin olduğu bir platform geçiyor. Fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta şu; yemeklerin sunulduğu platform, en yukarıdan en aşağıya iniyor. Bu da en yukarıdakilerin ziyafet çekmesine, en aşağıdakilerin ise açlık ile mücadele etmesine yol açıyor. İşte film bize, bu durumu, bu sistemin içine yeni düşen bir adamın gözünden anlatıyor.


Film, dünya düzenine dair onlarca mesaj barındırıyor. En yukarıda yemeği hazırlayan aşçı ve yardımcılarını devlet olarak tasvir edebiliriz. Devletler, en iyi en leziz yiyecekleri hazırlayıp halkına sunuyor, fakat zenginler tarafından bu yiyeceğin %80'i silip süpürülüyor. Kendilerinden alttaki kesimi hiç düşünmeyen zenginler, birden kendilerinin de alt kesime düşebileceğini bildikleri halde anın tadını çıkarmayı tercih ediyorlar. Yoksulluktan zenginliğe yükselen biri hemen kendinden alttaki kesimi ezmeye başlıyor. Bu da günümüz dünyasından oldukça tanıdık. En alttakilere sıyrılmış tabaklardan başka bir şey kalmıyor. Bu sistem hiç son bulmuyor, çünkü en alt kattaki kişiler, zengin olduklarında asla kendilerinde aşağıdakileri düşünmüyorlar. 


"Yukarıdakiler beni dinlemez çünkü yukarı doğru sıçamam hanımefendi!"

Filmin tamamını koca bir metafor olarak ele alabiliriz. Mükemmel bir sistem eleştirisiyle adeta dünyanın küçük bir özeti gibi. Üzerinde düşünülmesi gereken pek çok noktayı içerisinde barındırıyor. Kast sistemini, insanın hırslarını, yaşama uğraşını, açgözlülüğünü net bir şekilde yüzümüze vuruyor. Öyle ki bazen çok acayip görüntülere de maruz bırakıyor. Ama kesinlikle ''Bu da artık yapılmaz ya, yok artık!'' diyemiyor insan. Burada da Hobbes'un sözü geliveriyor kulaklara; "İnsan insanın kurdudur." 


Hiçbirimiz inkar edemeyiz; hepimizin içerisinde çok garip bir yaşama tutkusu var. Hayatta kalmak için altımızda yaşamaya çalışan yüzlerce insanı hiçe sayabilecek kadar büyük bir tutku bu. Ve çoğu zaman bu tutkunun esiri oluyoruz, yani "aşağılık duygularımızın" esiri. 

İyi seyirler...

Yorumlar

Popüler Yayınlar