-distopya mıydı izlediğimiz eskimeyen gerçekler mi?
"Bir kentte ne kadar çok yıkım varsa, kentin başkanı o kadar meşgul görünür..."
Nikolay Vasilyeviç Gogol'ün 1836'da yazmış olduğu Müfettiş adlı distopik eserinden güzel bir uyarlamaydı izlediğim. 1836 yılından bu yana ne kadar az şeyin değiştiğini gösteren oyun; hem oldukça komik, hem de insanoğlunun yozlaşmış ruhunu ve hainliğini gözler önüne sermesi bakımından tüyler ürperticiydi. Lakin çıktığımda tek bir soru vardı kafamda; distopya mıydı izlediğim yoksa eskiyemeyen gerçekler mi? Tartışılır.
Oyunda karakterlerin ismi yok, mekan ve zaman da yok. 'Peki ne var?' derseniz; sahne üzerinden bir an bile ayrılmayan yedi oyuncunun 12 karakterlik soluksuz performansı, başarılı ışık tasarımı ve bol kahkaha var. Oyuncular birden fazla role bürünüyor, kadın karakterler de bildiğiniz sakallı, bıyıklı adamlar tarafından canlandırılıyor. Oyunculuklar gerçekten çok başarılı, rollerine cuk oturmuşlar. Asla sırıtmıyor, doyasıya eğlendiriyorlar.
Sahne kenarları oyuncular tarafından açık kulis olarak kullanılıyor. Sırasını bekleyen oyuncu kenardaki masalarda hazırlanırken, aynı zamanda sahnede oyun da akmaya devam ediyor. Oyuncular birden fazla rolü canlandırdığı için de masalar oyun boyunca boş kalmıyor. Bu oyunda da TiyatroAdam'ın diğer oyunlarından alışık olduğumuz yüksek enerji, bol hareket ve sürekli bir devinim mevcut. Hiç bir şeye benzemeyen, tarif et deseniz tarif edemeyeceğim geometrik şekilli dekor ise bu hareket düzeni için oldukça işlevsel olmuş.
"Hastayı ne kadar kendi haline bırakırsanız o kadar iyi olur. Hiç pahalı ilaç kullanmayız. İnsan basit bir varlıktır zaten: Ölecekse ölür, iyileşecekse iyileşir."
Zamanı ve mekanı askıda olan bir yer kürede geçiyor olaylar. Burası dünyadan tanıdığımız ulusların, ülkelerin, şehirlerin ve kendimizden tanıdığımız lehçelerin birbirine karıştığı, Bulaşık Uluslar Meclisi'ne bağlı, birliğin biraz uzaklarında, kıyısında köşesinde kalmış bir ülkedir.. Başında bir Baş(Kaymakam) vardır. Ona ülkeyi yönetmede makamlar eşlik etmektedir. Her şey seyrinde ilerlerken birdenbire ortaya bomba gibi bir haber düşer. Bir Bulaşık Uluslar Meclisi müfettişi tebdili kıyafet etmiş ve ülkeye gelmiştir(!) Hummalı bir çalışmanın ardından müfettişin kim olduğu bulunur ve gereğince ağırlanmak üzere uşağıyla(karıncasıyla) birlikte Baş'ın evine konuk olarak getirilir. Getirilir de müfettiş acaba gerçekten müfettiş midir?
Senaryonun kafanızda az çok canlandığını hissediyorum, eğlenceli bir oyun olduğu aşikar. Ancak daha iyi anlamak için öncelikle Gogol'ün dilinden romanın zevkini de tatmalısınız derim. Gogol, Müfettiş oyununda Çarlık Rusya'nın çürümüş devlet düzenini, yozlaşmış bürokrasiyi, yolsuzluğa bulaşmış, halktan uzaklaşmış, ahlaksız bürokratları hicvediyor. Olay Çarlık Rusya'da geçse de konu evrensel, eskiyememiş.
"Artık dünya garip bir yer oldu; çelimsiz, ufak tefek adamlar bile önemli kişiler olabiliyor, ama kim olduklarını nasıl anlayacaksın ki? Asker olsa hemen anlarsın ama frak giydiler mi kanatsız sineklere benziyorlar."
Oyunun ilk perdesi oldukça yüksek tempoda ilerlerken, ikinci perde, özellikle ilk yarım saatinde sürükleyiciliğini ciddi anlamda kaybediyor. Fakat sona doğru tekrar toparlanıyor. Hele oyunun sonunda bir selamlama sahnesi var ki, gördüğüm en iyilerden. Oyuna dair en çok beğendiğim şey o oldu.
Hem Baş, hem de makamlar kokuşmuş düzenlerini korumaya çalışırken uzayda çok uzakta bir yerlerden bizlere insanoğlunun hainliğini, ikiyüzlülüğünü, sonsuz hırsını ve acımasızlığını gösteriyorlar sanki. Uzaydan dünyaya tutulan dev bir sihirli ayna gibi....






Yorumlar
Yorum Gönder